ölüm yanibasimizda, ölüm basucumuzda, ölüm cok yakinimizda....!

bugün sabah 6.30`da daldigim uykumdan 9`u biraz gece israrci bir vibrasyon sesiyle uyandim. gözlerimi zar zor acip titreyen seyin ne oldugunu anlamaya calistim önce. telefon oldugunu anlayinca kimin aradigina baktim. annemmis. geri aradim. aglayan bir sesle "hermann komada!" dedi. "he, tamam, neden? kapa telefonu, aricam ben seni simdi" dedim ve kapadim telefonu.
hermann, annemin hayat arkadasi, sevgilisi, nisanlisi... karninda ve asil kalbinde dünyalari tasiyan, hayati bir oyun gibi algilayan, fazlasiyla cocuksu, hep gülümseyen, bazen insanlari sinir eden sakalar da yapsa, maksadi "saka yapmaktan" baska birsey olmayan, gercekten iyi niyetli, iyi kalpli, iyi ve basit bir insan...
kanser teshisi konulmustu cok kisa bir süre önce ve hemen ameliyat edilmek üzere hastayene yatti; apar topar ameliyat oldu. mesanesi, prostati alindi. bagirsaklarindan parca kesilerek yeni mesane yapildi. ameliyat iyi gecti dendi. ve bu sabah ögrendim ki Hermann komaya girdi.
hemen sevgilimi aradim. spora gitmek üzere evden cikmisti. spor salonuna varmadan önce ulastim ona. hemen eve gelmesini söyledim durumu kisaca özetleyerek. ikimiz de islerimizden izin aldik. cünkü hastaneden cagirmislar annemi "durumu iyi degil, gelin" diye. hastaneden cagiriliyorsan eger, bil ki ciddi... apar topar önce annemi almaya gittik. tabi ki araba sürecek durumda degildi.
isik hiziyla hastaneye vardik. yolda annem agliyor, peter arabayi sürüyor, ben de dua ediyordum " Allahim, ne olur yetiselim, vedalasalim, ne bileyim orada olalim" diye...
insan böyle bir durumda ne yapacagini da bilmiyor. bilemiyor. her ne kadar kanser, ameliyat falan da desen, ölüm birden bire, apansizin geliveriyor. ya da geliverecekmis gibi insanin yüregini agzina getiriyor. kaybetmek istemiyorsun sevdigin insani... yasasin, iyi olsun, saglikli, mutlu; en önemlisi de "yaninda" olsun istiyorsun. yani eminim annem öyle istiyor. her insan sevdikleri hakkinda böyle hisseder...
hastanede asirlar kadar uzun bekledik, bekledik... bizi apar topar cagirmalarina ragmen bekledik.. annem bi kösede, aglak, perperisan; biz peterle bi kösede, suskun, büzgün, üzgün, duaci...
hikaye klasik; komplikasyon olusmus ameliyattan sonra.. artik ihmalkarlik mi denir, sanssizlik mi bilemiyorum... ameliyattan günler sonra, birden bire... bagirsaginda yirtilma olmus... nasil olmussa kakalari bagirsaktan cikip artik baskiyla, bi sekilde mideye girmis... hermann onlari kusmus.. bir kismi cigerlere kacmis, nefes almasini zorlastirmis. hatta o kadar ki, nefes alamayinca kalbi durmus. uzun bir süre.. sonra makinaya baglamislar.. simdi makinayla solunum aliyor. diyalize baglanmis. kani, vücut isisi sogutulmaya calisiliyor. nedenini tam bilmiyorum. vücudun calismasinin yavaslamasi, bu yolla da beyin hasarinin önleminin alinmasi gibi bir yorumda bulunduk...
en son eve gönderdiler bizi cok uzuuuun bir bekleme sonrasi. 48 saat beklenecek.. durumu stabil degil. nabzi, tansiyonu bir cikiyor, bir iniyor... beklenecek. acaba Hermann yasamayi mi isteyecek, yoksa yorulup vaz mi gececek...? bilmiyoruz... cok kisa bir süre icinde oldu hersey... 2-3 ay icerisinde. yürüyerek, ama cocuklar gibi korka korka gittigi hastaneden cikamadi henüz.
hala annemi düsünüyordu. "ona iyi bak, yalniz birakma" oldu bana son sözleri... cok üzülüyorum. onca uzun süre kalbi durmus bir insanin beyninin hasar görmemis olmasi ihtimali cok düsük geliyor bana. yasama dönse bile o eski Hermann olacak mi, hayatini eskisi gibi sürdürebilecek mi, Allah`tan ümit kesilir mi..? tüm bu sorular bir yana.. doktorlar anneme gelip soracaklar mi "makinadan cekelim mi?" diye... nasil verilir bu sorunun cevabi.
biz, insanoglu... ölümü bilen, taniyan tek canliyiz...
biz, insanoglu... ölümü yok sayan, inkar eden tek canliyiz...
allahim, sen iyisini ver.. herkes icin.